Antalya Tarihçe

 

Attaleia’dan Adalia’ya,

Adalia’dan Antalya’ya...

Antik Attaleia kentinin kuruluşundan günümüze kadar uzanan yaklaşık 2200 yıllık bir yerleşim sürecinin izlerini taşıyan 80 hektarlık bir alan “Kaleiçi Kentsel ve Arkeolojik Sit Alanı” olarak koruma altındadır. Ancak Anadolu’nun birçok antik kentinde karşılaşılan stadyum, tiyatro, tapınak, hamam vs. gibi görkemli anıtsal yapı kalıntılarını burada görebilmek, yerlerini belirleyebilmek birkaç istisna dışında mümkün olmamaktadır. Bu olgu, Antalya Kaleiçi gibi tarihi boyunca sürekli yerleşim gören kentlerin kaderidir.

Kentin  yer yer korunabilen etkileyici sur duvarları  Hellenistik Dönem’den Osmanlı’ya tarihe tanıklık ederler. Bu duvarların en dikkat çekici bölümü Hadrian Kapısı’dır. M.S. 130 yıllarına  tarihlenen mermer kapı, bir zamanlar üzerindeki altın kaplamalı bronz harflerden oluşan onur yazıtıyla İmparator Hadrian’ı kente hoş geldiniz diyerek selamlamıştı.

Sur duvarının güney batı sınırındaki silindirik gövdeli Hıdırlık Kulesi, Roma Dönemi’nde konsül derecesine erişmiş birisine ait mezar anıtı olmalıdır. Kulenin Hadrian Kapısı ile bağlantı ekseninde, agora olduğu düşünülen bir yapı adasının üzerine 5. Yüzyıl’da inşa edilmiş beş nefli bir bazilikanın kalıntıları dikkatleri çeker. Meryem’e adanan kilise daha erken dönemin malzemeleri kullanılarak inşa edilmiştir. Erken Osmanlı döneminde camiye dönüştürülen yapı, zaman içinde aldığı farklı isimler ve gördüğü onarımlarla işlevini sürdürür.

Kentteki anıtsal  Selçuklu yapı sanatı örneklerinin başında 13. Yüzyılda kısmen çini tuğlalarla inşa edilen Yivli Minare ve iyi korunmuş muhteşem  taç kapısıyla  Karatay Medresesi gelir.